15/1/2009
Cüneyd-i Bağdadî'nin şöyle dediği nakledilir:
"Bir gün gönlüm kayboldu. İlâhî! Kalbimi bana iade et! diye niyazda bulununca, şu hitabı duydum:
-"Yâ Cüneyd! Bizimle olman için kalbini yanımızda alıkoyduk. Bizden başkasıyla olmak için mi bunun iadesini istiyorsun?"
14/1/2009
Cüneyd'in ünü her tarafa yayılınca, Serî, ona:
-Artık meclis kurup vaaz etmen lazım, dedi. Kalbi tereddüt içinde olan Cüneyd, bu teklife rağbet etmiyor ve:
-Şeyh varken benim vaaz etmem edebe uymaz, diyordu. Nihayet rüyada gördüğü Mustafa (sav) ona vaaz etmesini söyleyince, sabahleyin kalkıp durumu haber vermek için Serî'nin evine gitti. Serî'nin kapıda beklemekte olduğunu gördü. Serî, ona:
-Vaaz et, sözünü başkasından duymayı mı gözlüyordun? Artık vaaz etmen şart. Zîra âlemin kurtuluşu için sözünü sebeb kılmışlardır. Müridlerin teklifi üzerine vaaz etmedin. Bağdattaki şeyhleri şefaatçi oldu, yine vaaz etmedin, ben söyledim yine konuşmadın, aynı şeyi Peygamber (sav) söyleyince artık nasihat etmen zaruridir, dedi. Cüneyd bu teklifi kabul edip, yaptığından dolayı af diledi. Serî'ye sordu:
-Rüyada Peygamber'i (sav) gördüğümü ne biliyorsun. Serî cevaben:
-Ulu ve Yüce Allah'ı rüyada gördüm: 'Kürsüye çıkıp vaaz etmesini Cüneyd'e söylemesi için ona Rasulü gönderdim', dedi. Bunun üzerine Cüneyd:
-Vaaz ederim ama meclisimde 40 kişiden fazla kişinin bulunmaması şartıyla, dedi.
Bir gün 40 kişinin hazır bulunduğu bir mecliste vaaz etti.
18'i can verdi, 22'si kendinden geçti. Bunları kaldırıp omuzlara koyarak evlerine götürdüler.
14/1/2009
Cüneyd Diyor ki:
Şayet yarın, kıyamet günü Allah Teâla bana:
-Bana bak (ve temâşa et)." diyecek olursa, dönüp bakmam ve derim ki:
-"Göz, sevgide yabancı ve eldir. (Seni gözümden de esirgiyor ve kıskanıyorum) Bu sebeble kıskançlık bakmama mani olmaktadır. Çünkü dünyada göz vasıta olmadan görüyordum. (O'nu)"
14/1/2009
Naklederler ki, Cüneyd ulema tarzında giyinirdi. Sohbetinde bulunanlar:
-'Ey pîr-i tarikat! Ne olur, müridlerin hatırı için hırka giy!' dediklerinde şöyle karşılık verdi:
-'Hırkanın ve yamalı elbisenin (giymenin) bir işe yaradığına kâni olsam, demirden ve ateşten elbise yaptırıp onu giyinirdim. Lâkin her an içime:
-"Îtibar hırkaya değil, ancak yanık kalbedir" diye nida olunmaktadır.'
14/1/2009
Cüneyd'den İnciler...
"Evvelkilerin de sonrakilerinde işledikleri günahların sorumlusu benim, hepsinin hesabını ben vereceğim. Zira Ebu Kasım Cüneyd, iğneden ipliğe herşeyin hesabını vermenin üstesinden gelmelidir."
***
"Ömrümün bir kısmını öyle geçirdim ki, yer ve gök ehli halime bakıp ağladı. Sonra öyle oldu ki, ben onların kusurlarına ağladım. Şimdi o hale geldim ki, ne onlardan haberim var ne de kendimden..."
***
"10 sene kalbimin üzerinde oturup gönlümün bekçiliğini ve koruyuculuğunu yaptım. Bir 10 sene de kalbim beni korudu. Şimdi 20 yıl oldu ki, ne benim kalbimden, ne de kalbimin benden haberi var."
***
"Allahu Teala 30 sene Cüneyd'in diliyle halkla konuşmuştur. Bu süre içinde Cüneyd ortada yoktu. Ve halk da bu durumdan haberdar değildi."
***
"20 yıl bu ilmin sathından ve kenarından bahsettim, derinliklerine girmedim, zor anlaşılan tarafları hakkında bir şey söylemedim. Çünkü bu hususta söz söylemekten dil menolunmuş, onu idrak etmekten kalb mahrum bırakılmıştır."
***
"Sözün kalpte olduğunu bildiğim zamandan beri 30 senelik namazımı kaza ettim. İlk tekbiri kaçırmayalı 30 sene oldu. (Bu süre içinde 'Allahuekber'in manasını şuuruma yerleştirdim, hafızama nakşettim.) Şöyle ki; eğer bir namaz da dünya düşüncesi hatırımdan geçerse, kaza eder, ahiret ve cennet düşüncesi geçerse ona da sehiv secdesi yapardım..."
12/1/2009
Cüneyd, hücrede oturup inzivaya çekilmişti. Sabahlara kadar, 'Allah! Allah!' diyordu... Düşmanları kendisine dil uzatıyorlar, halini halifeye hikaye ediyorlardı... Ama halife:
-'Ortada delil olmadan onu bundan menedemeyiz', diyordu.
Halifenin, 3000 kızıl altına satın aldığı ve güzellikte bir eşi daha bulunmayan bir cariyesi vardı. Halife bu kıza aşıktı. Halifenin emri üzerine bu kızı fevkalede güzel elbiseler ve gayet değerli mücevheratla süsleyip Cüneyd'in yanına gönderdiler ve:
-'Cüneydin yanına gidip yüzünü aç, kendini, elbiselerini ve zinetlerini ona sun ve: 'Kimsem yok, servetim çok, gönlümü dünya işlerinden çektim, sana geldim. Dilersen sohbetine gelip ibadet ve taatte bulunayım. Zira gönlümün hiçbir kimse ile kararı yok.' deyip kendini ona takdim et, örtülerini de aç, bu hususda son derece dikkatli ol, ciddi, gayet inandırıcı ol' dediler...
Cariye bir hizmetçi ile şeyh'in yanına gelip kendisine tarif edilen şeylerin kat kat fazlasını yaptı...
Cüneyd'in gözü gayri ihtiyari cariyeye ilişti... Sukût etti ve hiç karşılık vermedi... Bunun üzerine cariye o tavrını tekrarladı... Cüneyd başını öne eğmişti, birden başını kaldırıp bir, 'ahh', çekti ve cariyeye üfledi... Cariye derhal olduğu yere düşüp can verdi... Hizmetkar gidip hemen durumu halifeye arz etti...
Halifenin canına ateş düşmüş, yaptığına pişman olmuştu. 'Erlere yapılmaması icab edeni yapan, görülmemesi lazım geleni görür', deyip kalktı ve Cüneyd'in yanına vardı... 'Böylesi birinin huzuruna gitmek lazım', diyordu... Sonra Cüneyd'e:
-'Ey şeyh!... Böylesine güzel bir sûreti, nazenin bir cariyeyi yakmaya gönlün nasıl razı oldu?' Cüneyd cevaben şöyle dedi:
-'Ey müminlerin emiri!... Senin müminlere olan şefkatin 40 yıl çile çekerek, uykusuz kalarak ve canımı dişime takarak kazandığım şeyi berbat etmekten mi ibaret?... Arada (Allah var) ben kim oluyorum?... Öyle yapma ki, böyle yapmasınlar'...
12/1/2009
Cüneyd, Bağdatta cam alıp satardı. Hergün dükkana gelip kepenkleri çeker ve 400 rekat namaz kılardı. Bir müddet böyle geçti, sonra dükkanı tamamen bıraktı.
Seri'nin (Seriyyüs Sakati; dayısı olur) evinin avlusunda bulunan bir hücreye çekilip burada oturdu, kalb murakabesiyle meşgul oldu. Hatırından Hak'tan başka birşeyin geçmemesi için ayn-ı murakabede seccadeyi serdi. 40 yıl da böyle oturdu. 30 sene yatsı namazını kılar, sabahlara kadar ayakta dikilip:
-'Allah! Allah!' der, yatsı abdesti ile sabah namazını kılardı. Cüneyd diyor ki:
-'40 yıl bu minval üzere geçtikten sonra: ' İşim tamam maksada erdim' diye bende bir kanaat hasıl oldu. Derhal hatiften bir sesin:
-'Ya Cüneyd! Belindeki zünnarın ucunu gözünün önüne sereceğimiz zaman gelmiştir', dediğini işittim. O vakit:
'Ya Rabb! Cüneyd ne günah işledi ki, böyledir?' dedim... Şöyle bir nida işittim:
-'Sen varsın ya, günah olarak bu yeter; vucudunu istemenden daha büyük günah olmaz ki!'
Bu nidayı işiten Cüneyd bir "ahh" çekip başını secdeye koydu ve:
-'Bir kimse vuslata ehil olmazsa, tüm sevapları günah, iyilikleri vebal olur!' diye niyazda bulundu...
12/1/2009
Cüneyd-i Bağdadi daha yedi yaşında iken Seri, onu alıp hacca götürdü. Mescid-i Haram'da 400 pir arasında şükür meselesi etrafında konuşuluyor, şükrün ne olduğunu şerh ve izah için herkes bir şey söylüyor ve neticede 400 ayrı görüş ortaya atılıyordu. Seri, Cüneyd'e:
-Bu konuda sen de bir şey söyle, dedi. Cüneyd:
-Şükür, ulu ve yüce Allah'ın sana verdiği nimete istinaden ona asi olmaman ve nimetini günah için sermaye yapmamandır, dedi. Cüneyd bunu söyler söylemez, 400 pirin her biri:
-Ey sıddıkların göz nuru! Aferin, maksadı gayet güzel ifade ettin, dediler ve bu meselenin bundan daha güzel tarif edilemeyeceği hususunda ittifak ettiler. Nihayet Seri:
-Ey oğlan! Korkarım ki, senin Hakk'tan nasibin lisandan ibaret olacak,dedi. Cüneyd diyor ki:
-Seri'nin bana söylemiş olduğu bu söze baktım (ve ağladım) durdum. Sonra Şeyh:
-Bu (hikmet) sana nerden geliyor dedi? Ben de:
-Meclislerinde bulunmaktan, karşılığını verdim.
12/1/2009
Tâ küçüklüğünden itibaren dert-zede, heveskar, edebli, firasetli, düşünceli ve acaib bir şekilde keskin anlayışlı idi. Bir gün mektepten eve dönünce, pederini ağlar bir halde görüp:
-Ne oldu? diye sordu.
-Bugün zekat malından dayına, yani Seriyyüs Sakati'ye götürdüm ama kabul etmedi. Ağlıyorum, çünkü uğrunda bir ömür harcadığım şu üç-beş kuruş Hakk dostlarından hiçbir dosta layık değil! Cüneyd:
-Bu parayı ver bana, ona götüreyim, o bunu benden alır, deyip parayı aldı, yola revan oldu. Dayısının kapısını dövdü, içerden biri:
-Kim o? diye seslendi.
-Ben Cüneyd, diye cevap verince kapıyı açmadılar. Cüneyd:
-Şu altın kırıntılarını al, dedi. Seri:
-Almam mümkün değil!
-Sana bu fazileti ve babama o adaleti veren Allah hakk'ı için bunu al.
-Ey Cüneyd! Bendeki fazilet ne? Babandaki adalet ne? -Allah'ın sana verdiği fazilet ve lutuf fakirlik, babama verdiği adalet de onu dünya ile meşgul etmiş olmasıdır. Sen bunu kabul de etsen red de etsen, o istese de istemese de zekat malı mutlaka hak sahibine ulaşacaktır. Cüneyd'in bu sözü Seri'nin hoşuna gitti ve:
-Çocuk! Bu zekatı kabul etmeden önce seni kabul ettim, deyip kapıyı açtı, altını aldı ve o vakitten itibaren Cüneyd'e gönlünde ayrı bir yer verdi..
« Önceki ::